-A gönlüme hükmeden!..Bunca yıl geçti
Hakiki âşık başını yere eğdi
-Ey sevgili!Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken
İnsanlar yalnızca bildiklerini konuşsaydılar,
Dünya'mızı derin bir sessizlik kaplardı.
Mevlana’nın çok güzel bir şiiri. (Tercüme edilmiştir.)
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
ögrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
ögrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu ögrendim..
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar
hayata da lezzet kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
(Günün güzel geçsin'den alıntıdır)
“Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir
Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.
Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir
yiyecek konur...
Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı
büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının
kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek
elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu
yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama,
kaçamaz. Aslında bu maymunun tutsak eden hiçbir şey yoktur. Oonu sadece, Onun
kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini
açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu
tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.”
Her ne kadar maymun’dan gelmelere inanmazsam da benzer yanlarımızın olduğu gerçeğini de görmezden gelemem. Beni veya O’nu bu tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan “Maymun iştahı” mız ve arzularımız ne kadar da içimize işlemiş... Aslında çözüm, tiryakisi olduğumuz bu bağımlılıktan ellerimizi çekip YETER diyebilecek kadar basit… Basit değil!
Sahip olduklarımız veya sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerin (para, sevgi, arkadaşlık, dostluk, insanlık… gibi evrensel şeyler ve AŞK... O …) bizim için birer tuzağa dönüşebileciğini bilmek veya tecrübe etmek ne kadar da acı verici!
Peki maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz ne kadar acı verici!?….
“O maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz surece (faydalanamasak bile) sahip
olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan VAZGEÇtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?”
Aslında bu dünyaya sahip olmaya değil, sadece şahit olmaya gelmiş ve ‘Kedisini Kaybetmiş Bir Adam’...
K-Kalbinize iyi davranın...
YANLIŞ bir cümle gibi yaşam… Hele yalnız kaldığım bu akşam; bir isim düştü dilimden… Tıpkı bir yıldız gibi sadece ışığı kaldı geride…
Ve elimde bir fotoğraf ve bir çift göz…
Ve kedisini kaybeden bir adam… BEN… Daha tırmalanmış ellerinin acısı dinmeden kedisini kaybeden bir adam…
Sırlarım hala sizde; Allah aşkına bir dillenseniz vefakâr balıklarım…
Beyazlayan saçlarım…
Kararmış hayatıma İnat;
Meğer ne KAŞARMIŞsın Hayat!!!